» üzgünüm hayat...
gecenin istanbul'a karışan saatlerinde nefessiz bir şiirle...
gecenin son demlerini yaşarken istanbul,
sokaklarına düşmüş yorgun bir yüz benim.
yorgun adımlarım sokaklarında,
nefessiz bir silüet;
ne kadar kayıpsa, o kadar kayıptır
ve ne kadar yazılmışsa,
o kadar yazılmıştır,
şiir: "hiç!"...
alnımdan öperken yok'luğun,
ardınsıra düşmüş gölgen;
ben'im...
-ki- var olduğun her yerde
yok'luğuna şiirler yazıyorsam;
hayal'dir artık,
adından arta kalan ne varsa!...
birkaç gül boynunu bükmüş;
eksoz dumanları,
betonlaşan insan ve abideler arasında...
er geç solacaktır;
her gül gibi boynu bükük,
mahzun bir şekilde can verecektir!...
oysa ki;
bir sevgili tarafından koparılıp,
yine bir sevgilinin ellerinde
can vermek vardı.
gülün; müzmin ve bir o kadar
müzminliğine tezat;
güzel kaderi...
başak rüzgarı hiç affetmedi!
teninin tenine değen,
rüzgar yanlarında,
adam rüzgarı da hiç affetmedi.
tıpkı âdemin eşref-i mahlûkatlığından sıyrılıp,
küçük tanrısal oyunlara
kurban gittiğinden bu yana!...
teninin gül koktuğu,
sözlerinin erguvan açtığı,
her zerrenin yeditepe koktuğu,
bu sürgün âleminde,
bir adam;
ne kadar kayıpsa,
o kadar kayıptır işte.
//ve//
bir şiir ne kadar yazılmışsa,
o kadar yazılmıştır:
"hiç!"...
"hiç"; yazmadığım yalan!
"üzgünüm hayat;
yaşıyorum!
yalan!"...